12 Nisan 2012 Perşembe

Dondurma sezonunu açtık ;)



Dün akşam eve gittiğimde benim yaramazı elinde dondurma külahıyla yakaladım.
Mutfak masasının üzerinde annanesiyle dondurma keyfi yapıyor.
Sezonu açmışlar bir keyiflenmiş ki anlatamam.
Yeter ki tatlı olsun, benim oğluma...
"Annem, çok güzel" diyor bir de...
Gerçi fotoğrafını çekmeme hala bozuluyor, paşam.
O çekecekmiş, onun için bu surat, bana tavır yapıyor ;)
Yerim Seni...

11 Nisan 2012 Çarşamba

Mutfağım Çiçek Açtı ;)

Yeni ev telaşı, tadilat, taşınma şu bu derken, çok yorulduk. Çok şükür evimize yerleştik. Diğer evimdeki mutfak perdelerim bu eve olmadığı için yenisini yaptırmamız gerekti.






Perdeler için Sevgili Ferhan Abla'ya tekrar teşekkür ederim. Perde konusunda sınır tanımıyor, bu da ayrı bir sanat sanırım. Ferhan Abla annemin yaklaşık 25 senelik arkadaşı ve bu perdelerde onun tasarımı. Ellerine sağlık ablacığım...

Ben de çok sevdim ve sizlerle paylaşmak istedim. Menekşelerimde çok sevdi...

Ankara'da yaşayıp perde ihtiyacı olan var ise şiddetle öneririm.


TAÇ Ev Tekstili ve Perde Satış Noktası
MR.TEKSTİL

Ceyhun Atıf Kansu Cad. No:29/A
Balgat, Çankaya, Ankara
0 312 285 00 65

10 Nisan 2012 Salı

İlk MİM...

Ben de ne zaman mim’leneceğim, diye merakla bekliyordum. eviminhuzuru’na teşekkür ederim. Bu fukara bloğuda mim’leyerek şenlendirdi ;)



1) Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Ben tatlı olurdum sanırım. Hem de Künefe!
Soğuk yenen bütün tatlılara inat, sıcacık olurdum.
Herkesin yapamayacağı, zahmetli, emek isteyen bir tatlı olurdum.
Her peynirle de olmam öyle, peynirim özel, kadayıfım özel olacak tabii ki.
Üzerim çıtır çıtır olacak, sert görüntümün altında yumuşacık peynir lezzeti, uzadıkça uzayacak…
Üzerimin fıstığınıda unutmamak gerek, çok olmayacak, tadında.
Tadı damağınızda kalacak ;)
internetten alıntıdır

2) Müzik aleti olsam hangisi olurdum?
Kemençe olurdum sanırım. Kemençe deyince insanların aklına horon gelir, coşku gelir.
Ama kemençe bir dertlenmeye görsün, bir türkü söylemeye başlasın; çığlığı, insanın içini acıtır.
Coşkusu ayrı güzeldir, hüznü ayrı…
internetten alıntıdır

3) Araba olsam hangisi olurdum?
Klasik bir araba olurdum (Chevrolet) sanırım ama kesinlikle rengim kırmızı olurdu. Belki çok hızlı değil, belki çok konforlu değil ama keyifli bir araba olurdum ;)
internetten alıntıdır

4) Aylardan hangisi olurdum?
internetten alıntıdır
Nisan olurdum herhalde… Doğanın canlandığı çiçeklerin açtığı ay…
Belki de şaka gibi olduğu için…

5) Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Kesin spor ayakkabısı olurdum. Oh!!! Ne rahat. Dağ tepe tırmanacaksın ondan sonra uzun yürüyüşler…
internetten alıntıdır
Tamam spor ayakkabı dedik ama azıcıkta pembe olmasının bir sakıncası yok ;)

6) Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Spor ayakkabının üzerine eşofman olurdum heralde…
Benim milli kıyafetim ;)
internetten alıntıdır
Ayakkabıya uysun diye pembe ;)

7) Renk olsam hangisi olurdum? 
Kırmızı…
Ama öyle kırmızı değil, ateş kırmızı.
Kırmızı canlılıktır, kararlılık...
İnsanı heyecanlandırır.
internetten alıntıdır

8) Hayvan olsam hangisi olurdum?
Yunus balığı olurdum. Pusulasını şaşıran gemilere yol gösteren, boğulmakta olan insanları sırtına alarak sahile çıkaran, birçok yunusa rastlandığını okumuştum. Arkadaş canlısı, akıllı ve özgür hayvanlar…
internetten alıntıdır

9) Şu an okuduğum kitabın 137. sayfasında neler var?
Henüz 137. Sayfasına gelemedim ama “hiçbir insan yaşamında iki kusursuz şeyle karşılaşmaz. Bir tekiyle bile karşılaşan çok az insan vardır…” diyor.



Son…

Sevgili arkadaşım eviminhuzuru'na tekrar teşekkür ederim.
Bende çatlakkafe, Heden, Elif, Nesli, Bahar, Sevgi ve Hande’yi mimliyorum…

9 Nisan 2012 Pazartesi

Ispanak Yemeği


Kuzey Bey kelimelerini kısaltmaya ve kafasına göre değiştirmeye devam ediyor. Uzattığı tek kelime "Anne" yerine, "Annemmmmm" diyor, ben de yiyorum onu. Annanesi söylediği kelimeleri not etmem konusunda halen ısrarcı sonraları unutuluyormuş. Paşaya bir sözlük yapacağız bu gidişle...
Bugünün sözü "edet (evet)" olsun.
"edet annem edet"
diye dolaşıyoruz.
Kuzey'in sözlüğü üzerinde ben çalışmaya başlayım, çok keyifli olacak sanırım.

Gelelim "yeme problemli" oğlumun ıspanak yemeğine. Mızırdanmadan yediği tek yemek...

Malzemeler
800 gr ıspanak (pakettekilerden kullandım)
1 adet soğan
1 yemek kaşığı domates salçası
yarım su bardağı pirinç
yarım çay kaşığı şeker
Sıvıyağ

Hazırlanışı

Paketlerin üzerinde yıkanmış/ayıklanmış falan yazıyor  sakın inanmayın. Ispanağı bir güzel yıkayın ;)

Eskiden önce soğanı kavurur, sonra salçasını, sonra ıspanağı ekler, teker teker kavururdum. Şimdi öyle yapmıyorum.

Tencereye azıcık sıvıyağ koyuyorum, soğanı   doğruyorum. Üzerine ıspanağı ekliyorum. Ispanağın arasını açıyorum, bir kaşıkta salçayı koyuyorum. Tencerenin kapağını kapatıyorum. Ocağa koyuyorum hepsi bir güzel kavruluyor ve yarım çay kaşığı toz şeker ekliyorum (yazmayı untmuşum, heden hatırlattı, teşekkür ederim). Suyunu ölçmedim (giderek anneme benziyorum, o da herşeyi göz kararı yapar), üzerini 1-2 parmak geçecek kadar olsa yeter. Tencerenizin derinliğine/yayvanlığına göre siz ayarlayın. Tuzunu ayarlayın. Aklınızda olsun, ıspanak tuzu çok sevmez. Kendi de hafif tuzlu olduğu için az atın.

Üzerine yıkanmış pirinçlerinizi serpiştirin, kapağını kapatın ve altını iyice kısarak pirinçleri yumuşayana kadar pişirin.

Bu şekilde pişirince hem besin değeri daha fazla korunuyor hem de daha lezzetli oluyor diye düşünüyorum. Pirincini biraz azaltabilirsiniz, ben Kuzey için biraz fazla pirinç koyuyorum. Paşa öyle seviyor.

Afiyet Olsun...

6 Nisan 2012 Cuma

Jenga Üstadları


İnanmayacaksınız ama ben bu fotoğrafları yaklaşık 15 gün önce çektim ve yayınladım sanıyorum. İyice ihtiyarladım mı ne(?) Bugün taslaklarda görünce şaşırdım.
Kısmet bugüneymiş.

Oğlum bu oyunları çok seviyor.


Dayılarıyla oynuyor ve onları o kadar dikkatli izlemiş ki, hareketler aynı...






Kulesi yıkılınca bir heyecanlanıyor ki anlatamam.
Baktı, yıkılmıyor, kuleye bir müdahale, hemen hallediyor bu işi...



Benim yaramaz oğlumun yeni eğlencesi bu oyun. Gerçi kulesi kıpırdanmaya başlayınca paaat!!! bir hamle ve jengalar yerde... müthiş keyif alıyor. Akşamları onunla oyun oynamak ayrı bir keyif halini aldı. Artık ne istediğini biliyor ve oyuna hakim. Eskiden çabuk sıkılırdı. Biraz top, biraz saklanbaç bir de bakmışsınız aklına başka bir şey gelmiş. Ama şimdi tam bir afacan... 20.03.2012
O gün yayınlasaydım bunlar yazıyor olacaktı ;)

Bunlarda ustaların ilk denemeleri...

Üstad (!)



3 Nisan 2012 Salı

222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu (4+4+4)


Bir gün oyun bitecek, onlar için de hayat telaşı başlayacak...

Bugünlerde birçok blogda 4+4+4 ile ilgili arkadaşların yazılarını okuyorum. Herkesin kafası karışık, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Hepimizin derdi aslında aynı, çocuklarımız. Anne olarak en doğru kararı vermek istiyoruz (en doğru kararın verildiğinden emin olmak istiyoruz).
Belki kafamızdaki soru işaretlerini biraz olsun giderir diye paylaşmak istedim.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Fakülte Kurulu olarak TBMM Başkanlığına sunulan, 5.1.1961 tarih ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nden büyük endişe duymaktayız. Kanun teklifi, insan hakları, eğitim bilimleri ve psikolojinin temel ilke ve bulguları ile çağdaş eğitim anlayışı açısından aşağıda belirtilen sakıncaları ve sorunları içermektedir:

1.      Önerilen 4+4+4 modeli eğitim hakkına erişimi engellemektedir. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre temel eğitim, her Türk vatandaşının yasal hakkıdır ve devlet eliyle parasız verilir. Bu eğitim, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 12. Maddelerinde ifade edilen “genellik ve eşitlik”, “ferdin ve toplumun ihtiyaçları”, “yöneltme”, “eğitim hakkı”, “fırsat ve imkan eşitliği”, “laiklik” ve “süreklilik” ilkelerine uygun olmalıdır. Oysa kanun teklifi ile farklı toplumsal gruplar ve tabakalardan çocukların eğitim hakkı engellenmekte, eğitimde eşitlik ilkesi zedelenmektedir. Kanun teklifi, 8 yıllık temel eğitimi fiilen 4 yıla indirerek kız çocuklarının, yoksul çocukların, köy çocuklarının ve engelli çocukların üst öğrenime devam etme olanaklarını ortadan kaldırmaktadır. Tasarı, çocuk işçiliğini, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayırımcılığı, sınıfsal ayrışmayı, köy-kent kutuplaşmasını teşvik etmekte, çocukların toplumsallaşarak bütünsel ve çok yönlü gelişiminin önünü kapatmaktadır. Genel olarak tasarı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Uluslararası Çalışma Örgütünün çocuk işçiliğinin önlenmesine dair kararları, UNESCO Eğitimde Ayrımcılığa Dair Sözleşme’nin birçok hükmünü göz ardı ederek insan hakları ihlallerine yol açmaktadır.

2.      Zorunlu ilköğretime başlama yaşının 1 yıl erkene alınması ve bunun sonucu olarak okulöncesi eğitimin zorunlu eğitimin dışına çıkarılması çocuğun gelişim ve eğitimine ilişkin bilimsel verilere uygun değildir.  Bu yaş çocuklarının çoğu öz bakım gereksinimlerini bile kendi kendilerine karşılayabilecek, temel eğitime hazır olmalarını sağlayan fiziksel ve zihinsel gelişimi gösterecek düzeyde olmayabilir. Daha önce denenmiş ve sakıncaları nedeniyle vazgeçilmiş olan bu yaklaşımın yeniden gündeme getirilmesi uygun değildir. Okul öncesi eğitime verilen önem ve sağlanan gelişmeler göz ardı edilmeyerek okul öncesi eğitim (60-72 ay) zorunlu temel eğitim kapsamında ele alınmalı, ancak 72. ayını tamamlamış çocuklar ilköğretime başlamalıdır.

3.      Mesleki yöneltmenin erkene alınması sakıncalıdır. Erken mesleki yönlendirme çocukların temel eğitim ile hedeflenen “bütünsel gelişimi”ni engelleyicidir. Çocukların yetenek, ilgi, özellik ve değerlerini tanıyarak yaşam hedefleri ve beklentilerinin belirgin ve tutarlı hale gelmesi ancak ergenlik döneminin sonunda gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle erken tercih sakıncalıdır. Gelişim psikolojisi alanında yapılan araştırmaların bulguları, ergenlik ve gençlik dönemlerinin giderek daha ileri yaşlara kaydığı yönündedir. Son yıllarda “gecikmiş ergenlik”, “uzatılan gençlik” gibi kavramlar ile işaret edilen bu durum, kariyere yönelik belirleyici meslek seçimi ve tercihlerin 17-18 yaşlarına kaydırılmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca iş yaşamı artık tek bir alanda “uzmanlaşma”yı değil, transfer edilebilir becerileri ve genel yeterlikleri talep etmektedir.

4.      Önerilen yeni sistem mevcut öğretmen yetiştirme koşullarına uygun değildir. Mevcut öğretmen yetiştirme sistemi içinde okul öncesi dönem, 1-5. sınıflar, 6-8. sınıflar, 9-12. sınıfların öğretmenleri farklı bölümlerde ve farklı pedagojik ilkelerle yetiştirilmektedir. Kanun teklifinin getireceği sistemde, öğretmenler lisans düzeyinde aldıkları eğitimin hedeflediği yaş grubundan farklı bir grubun eğitimini üstlenmek zorunda kalacaklardır. Her yaş kümesinin özellikleri farklı pedagojik ilkeleri gerektirmektedir. İlk dört sınıfın öğretmeninin hem okul öncesi hem sınıf öğretmeni olarak görev yapması sakıncalıdır.
5.      Yaygın Eğitimin örgün ortaöğretim kapsamında yer alması temel eğitim ve zorunlu eğitim yaklaşımına uygun değildir. Kanun teklifinde Hayatboyu Öğrenme kapsamında yer alması gereken yaygın eğitim, zorunlu ortaöğretimin bir parçası olarak ele alınmıştır. Oysa yaygın eğitim çeşitli nedenlerle örgün eğitimin dışında kalanlara sağlanan eğitimdir. Yaygın eğitimin örgün ortaöğretimin içinde düşünülmemesi gerekir. Zorunlu eğitimi bu şekilde esnekleştirmek –örgün veya yaygın eğitim kurumları yoluyla sunmak- eğitimde eşitliği zedelediği gibi bu teklifte zorunlu eğitim gerçekte 12 yıla çıkarılmamaktadır.

6.      Yüksek Öğretim kurumlarına giriş ile ilgili maddeler çelişkili ve bilimsellikten uzaktır. Kanun teklifinde “ortaöğretim bitirme başarı notu” ve  “başarı puanının yüzdesi” gibi ayrıntıları belirleyen maddeler kanunla düzenlenmektedir. Bu durum bir diğer maddede belirtilen “Yüksek öğretim kurumlarına giriş ve yerleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasların Yüksek Öğretim Kurulu’nca belirleneceği” ifadesi ile çelişkilidir. Ayrıca yüksek öğretim kurumlarına giriş ve ortaöğretim başarı puanının belirlenmesine ilişkin maddeler bilimsel temelden yoksundur.

7.      Kanun Teklifinde FATİH Projesinin Kamu İhale Kanununun kapsamı dışına çıkarılması yanlıştır ve etik değildir. FATİH Projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında bırakılması, kamu yararına uygunluk ve devlet bütçesini koruma konularında denetime ve hesap verilebilirliğe uygun olmayan uygulamalara yol açacaktır. Ayrıca, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamının dışında tutulmasını gerektirecek yasal ve kuramsal bir gerekçe yer almamaktadır. Kamu İhale Kanunu dışında tutulacak bir mal ve hizmet alımı, yüksek bütçeli “FATİH” Projesinde şaibelere neden olabileceğinden ve kamu vicdanında rahatsızlık yaratacağından bu tekliften kesinlikle vazgeçilmelidir. Projenin niteliği ve pedagojik değeri yeterince tartışılmadan ve denenmeden gelecek 15 yılın denetim dışı biçimde ipotek altına alınması, kamu yararı açısından giderilmesi mümkün olmayan maddi ve manevi olumsuz sonuçlara yol açacaktır.

Sonuç olarak, yukarıda belirtilen gerekçe ve nedenlerle 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi geri çekilmelidir. Eğitim sistemimizdeki tüm yeniden düzenleme çalışmaları “sistem yaklaşımı” çerçevesinde, bilimsel bakış açısıyla ve özellikle eğitim bilimlerinin ışığı altında Milli Eğitim Bakanlığı, Üniversiteler ve demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere bütün ilgili tarafların etkili bir işbirliğine dayalı olarak ele alınmalıdır.






Bu örnekleri çoğaltmak mümkün... 

Bu yasa o kadar iyi bir şey de bu kadar bilim insanı, öğretmen, dernek, vakıf... hepsi niye karşı (?)

Ben yorum yapmıyorum. Buyrun okuyun, çocuklarınız için, geleceğimiz için, elinizi vicdanınıza koyun ve siz karar verin... 

2 Nisan 2012 Pazartesi

Mişöriz (Etli Pilav)


Sonunda evime yerleştim. Sağolsun herkes çok yardımcı oldu. Özellikle de Kuzey ;) Keşfe çıkıyor ve her yeri karıştırıyor. Artık her şeye uzanıyoruz. Geçen gün kendini odaya kapatmış, sonra da kapıyı açamamış. Bir sinir, bir asabiyet, söylenip duruyor.  

Mutfakta ne kadar tencere, tava varsa hepsi salona taşınıyor ve orada yemek yapılıyor. Ev ahalisine teker teker tattırıyor. Benim oğlum "master şef" olacak sanırım. Yaptığının yarısı kadar yese...

Et yemez oğlum için mişöriz. En azından et suyuyla pişiyor diye kendimi teselli ediyorum. Bu müthiş lezzetten sizi de mahrum etmek istemedim.

Malzemesi

3 su bardağı pirinç
Yarım kilo parça et (ben kuşbaşı kulandım ama biraz daha iri doğranmış dana eti daha güzel olur)
1 adet kuru soğan 
Sıvıyağ
Tuz

Hazırlanışı

Önce etini hazırlıyoruz. Düdüklü tencerede az sıvı yağda, harlı ateşte, suyunu salıncaya kadar kavuruyoruz. Daha sonra ocağı iyice kısıyoruz, kendi suyunu çekecek. İyice suyunu çekince üzerine kaynamış su koyacağız, ben göz kararı koydum ama 6/7 su bardağı iyi gelecektir. İçine soyup dörde böldüğümüz soğanı ve tuzunu da ekleyerek (isterseniz soğanı doğrayabilirsiniz, zaten içinde eriyor), düdüklünün kapağını kapatacağız ve yarım saat pişireceğiz.


Daha önceden sıcak tuzlu su ile ıslatılan pirincimizi yıkıyoruz ve başka bir tencerede sıvıyağda iyice (şeffaflaşıncaya kadar) kavuruyoruz. Eti haşladığımız sudan yaklaşık 4,5 bardak (pirincinizin cinsine göre siz ayarlayın) koyuyoruz (sıcak olacak). Bu aşamada tuzunu kontrol edin.

Şimdi etlerini üzerine güzelce diziyoruz.


Kaynayınca kapağını kapatıp, pişmeye bırakıyoruz. Aslında Arnavutlar bu aşamada fırına koyarlar ve fırında pişer. Onun lezzeti daha ayrıdır ve marifet kurutmadan pişirebilmektir...


Pilav suyunu çekip göz göz olunca altını kapatın, biraz dinlendirin.



Afiyet olsun...